Ads

Narkissos - Caravaggio

Narkissos, 1597-1599, Tuval üzerine yağlı boya, 113.3 x 94 cm, Palazzo Barberini, Rome, İtalya.

 

Narkissos’un mitolojik öyküsü her çağda şairlere esin kaynağı olmuştur. Bunların en önde geleni Latin şair Ovidius’un Narkissos’u Ekho efsanesiyle birleştirdiği Dönüşümler’dir.

 

Narkissos, su perisi Liriope ile nehir tanrısı Kephissos’un oğludur. Leiriope oğlunun alın yazısını öğrenmek için bir kâhin’e gider. Kâhin Narkissos’un kendi güzelliğini farketmezse uzun ömürlü olacağını söyler.

 

Narkissos çocukluğundan itibaren dillere destan bir güzelliğe sahiptir. Yetişkinliğinde sadece kendi güzelliğine odaklandığından taliplilerini geri çevirir. Onlardan biri de Nympha Ekho’dur.

 

Zeus’un karısı Hera çenesi düşük Ekho’yu duyduğu her sözün son sözcüğünü tekrarlamaya mahkum etmiştir. Ekho, Narkissos’u ilk kez bir kır gezisinde görür ve ona vurulur. Herkese burun kıvıran Narkissos’un peşini bırakmaz fakat bir türlü onu elde edemez.

 

Narkissos'a gönlünü kaptıran sevdalılarından biri tanrılara yalvararak Narkissos’un cezalandırılmasını ister. Tanrılar Narkissos'u cezalandırarak onu kendisine âşık ederler.

 

Bir gün avda sıcaktan yorulan Narkissos bir nehir kenarına gider. Su içerken aniden yüzeyde kendi aksini görür ve başka biri sandığı bu görüntüye âşık olur. Âşık olduğu aksinin başından günlerce kalkmaz. Ona öpücükler gönderir ve sarılmak için nehre ellerini daldırır durur. Kimseyi sevmediği kadar sever kendi görüntüsünü ve böylece eriyip gider Narkissos. Bedeninden veya kanından daha sonra onun adını taşıyan "nergis" çiçeği doğar.

 

Ovidius’dan etkilenen Caravaggio da bu hikâyeyi bütünüyle almıştır.

 

Caravaggio’nun Roma sahnesindeki figürleri müşterileri cezbetmiştir. Görünüşlerinden daha karmaşık hareket ve ifadeler ile orijinal katmanlı kombinasyon buna neden olmuştur. Narkissos'undaki de buna benzer bir durumdur.

 

Caravaggio tam karanlık bir sahne kullanarak genç figürü izole etmiştir. Fırçasını konuşturarak gerçek figür ile yansımasını detaylı renk tonlamasıyla çizmiştir. Kusursuz bir benzeşme ortaya çıkmıştır. Üstte karanlık fondan çıkan bir beden, altta ise ışığın kırılma yasalarına uyularak betimlenen ırmaktaki aksi vardır.

 

Caravaggio suya daldırılan el üzerine yoğunlaşmıştır. Beden ile yansımasının birbirine temas ettiği tek nokta burasıdır. Su içmek amaçlı nehre sokulan el aynı zamanda sudaki yansımayı kucaklamak istemektedir. Dudaklar bir yudum suya değil imkânsız bir öpüşe hazır yanıp tutuşmaktadır. Caravaggio hem bedensel hem ruhsal iki dürtünün yansıdığı bir yüz çizer. Sanatçı, Narkissos’un umutsuz bir tutkuyla doyurmak istediği susuzluğunu giderme arzusu ve kendisine duyduğu mutlak aşkı gencin bakışında birleştirir.

 

Kendi güzelliğiyle büyülenen Narkissos’un gerçeklik algısını kaybederek solup gitmesiyle Caravaggio’nun yansımalara inanmanın tehlikesine yoğunlaşması biçiminde yorumlanır. Narkissos suya eğilir ve yansıyan yüzeyin aslında sudan başka bir şey olmadığını unutur.

 

Narkissos’un öyküsü “Narsizm” kavramının mitolojik kaynağı olarak da kabul edilir.

 

1944’te Tercüme Dergisi’nde çıkan Can Yücel’in çevirisi:

 

NARKİSSOS

Teiresias, o ünü her yana yayılmış kâhin Aonia şehirlerinden geçerken

Soranlara birçok şeyler söyledi kusursuz ve doğru.

İlk defa gövel gözlü Leiriope denedi

Sözlerinin gerçek ve onun güvenilmeye değer olduğunu.

Günün birinde Kephisos sularını döndüre döndüre onu kucakladı,

Dalgadan kollarıyla sardı, dileğine erişti.

Gebe kaldı o güzel Leiriope ve dünyaya geldiği anda nymphaların bile

Gönül vereceği bir çocuk doğurdu, adını Narkissos koydu.

Danışanlara, onun yetişkin bir yaşın uzun senelerine

Erişip erişemiyeceğini soranlara geleceği söyliyen o falcı

«Kendi kendiyle tanışmazsa» buyurdu. Boş sanıldı toyunun uzun zaman sözleri,

Sonunda olaylar sevdasının, garipliği ve ölüşü

Gösterdi doğru olduğunu dediklerinin.

Çocuk olduğu kadar, Kephisos’un oğluna,

Bir genç diye de bakılabilirdi onbeşine bir yıl daha katan ona.

Arzusunu kamçıladı nice kızların, nice delikanlıların;

Çıkmadı ama içlerinden ona ulaşabilen ne bir oğlan ne bir kız.

(Onun ince vücudunda yatan işte böyle bir gururdu.)

 

Sürerken gördü onu ağlara ürkek geyikleri,

Kendisine söz söylendi mi susmasını, hem de kendiliğinden söze başlamasını

Bilmiyen, fakat sesleri aksettiren Ekho.

Ses değildi Ekho o zamanlar, vücuttu; fakat konuşamazdı

Başka türlü o geveze ve ağzı gine öyle:

Söylenilenlerden geri yollardı sade

Sözün bitiminde gelenleri kendi diliyle.

Bunu yapan Iuno'ydu, o tam yakalıyacağı sırada

Ekseriya dağlarda Iuppiter'in altında yatan nymphaları,

Kaçıncıya kadar onlar, oyalardı Ekho sonu gelmez sözlerle tanrıçayı;

Saturnus'un kızı bunu anlayınca dedi: «Daha az yarasın işe»

«Azalsın eski kudreti beni aldatan bu dilin»

Dediğini de yaptı; o gündenberi Ekho

İşittiklerini söyler, ve sözleri tekrar eder.

 

Ekho görünce Narkissos'u bir ıssız kırda dolaşırken

Arzu sardı göynünü, düştü gizlenerek izlerinin ardına;

Bir çıranın ucuna sürülmüş yanıcı kükürt

Beri getirilen alevi nasıl kaparsa

Ekho da yaklaştıkça ona daha yakından yanıyordu aşkla.

Kaç kere okşayıcı sözlerle ona sokulmak,

Kaç kere yumuşak dileklerini ona sunmak istedi;

Yaradılışı vermedi izin söze başlamaya,

Bekliyebilirdi ancak sözleri ki onlara cevaplar yollayacak.

 

Yoldaşlarının sadık sürüsünden ayrılmış genç çocuk

Bağırdı tesadüfen : «Orda kim var ?» «Var» diye cevap verdi Yankı.

Dona kaldı, gözlerini gezdirdi Narkissos etrafa,

Yüksek sesle dedi : «Gel buraya»; Ekho da söylenileni söyledi.

Baktı Narkissos ne gelen var ne giden «Niçin» dedi «kaçıyorsun benden?»

Ekho da denilenleri yolladı geri ve bu böyle sürdü gitti.

Aldanarak ard arda söylenilen sözlerin görünüşüne dedi:

«Burda buluşalım»; cevap veremezdi hiçbir çağrışa

Bundan fazla istekle Ekho, bağırdı: «Buluşalım.»

Kollarını boynuna dolamak arzusuyla, kendi sözleriyle

Kendinden geçmiş, çıkıyordu koşa koşa girdiği ormandan.

Narkissos biryandan kaçıyor, biryandan «Elini çek boynumdan.»

«Ölmek yeğdir» diye bağırıyordu «olacaksa senin herşeyim».

Ekho başka bir şey söylemedi : «Senin herşeyim».

Kaçtı, ormanlarda saklandı, örttü kızaran yüzünü

Yapraklarla; o gündenberi yaşar ıssız mağaralarda.

Kök saldı herşeye rağmen sevgisi yüreğinde, reddedilmenin üzüntüsüyle

Büyüdükçe büyüdü, zavallı vücudunu dinmiyen kaygılar inceltti,

Kuruttu derisini zayıflık, uçtu gitti göklere

Vücudusun özü kuvveti. Bir ses, bir avuç kemikti ondan arta kalan;

Söylerler sonradan kemiklerinin taşlaştığını, ses kaldığını.

O günden beri ormanlarda gizlenir, görünmez artık dağlarda;

Onu herkes işitir, yaşıyan sade bir ses var onda.

Başından savdı nymphaları, dalgalardan ve dağlardan doğanları da;

Başından savdı delikanlıları da. Yalvarır günün birinde

Hor gördüklerinden biri kaldırarak ellerini göğe

«Bırak sevsin bizim gibi, bizim gibi sevdiğine erişemesin.»

Bu haklı dileği yerine getirdi Ramnus’lu.

 

Berrak bir pınar vardı, dalgalarında gümüşler oynaşır,

Ona ulaşan ne bir çoban, ne otlıyan bir keçi, ne bir sürü,

Ne vahşi bir hayvan, ne ağaçtan düşen bir dal;

Tek bir kuş bile yoktu onun sükûnunu bozan.

Çevresinde en yakın suyla beslenir bir çayır,

Ve oranın güneş ışığıyla ısınmasına engel olan orman.

Pınar ve yerin güzelliği çeker onu kendine,

Uzanır Narkissos av yorgunluğu ve sıcağın verdiği ağırlıkla yere.

Gidermek isterken susuzluğunu, artıyordu biryandan susuzluğu;

İçtikçe suya vuran güzelliğine hayran,

Seviyordu tensiz bir hayali, vücut sanıyordu sulardakini.

Dona kaldı Paros mermerinden bir heykele benziyen o aynı yüzle

Kımıldamaksızın, bakıyordu kendine kendi şaşkın şaşkın.

Bakıyordu önünde duran ve bir çift yıldızı andıran gözlerine,

Bacchus’a, Apollon’a yaraşır saçlarına,

Tüysüz yanaklarına, fildişinden boynuna,

Parlak, kardan bir beyazla karışan rengine, alımına ağzının,

Bakıyordu hayran hayran topuna, kendine bu görülmedik güzelliği sunanların.

Bilmeden kendini arzuluyor, severken onu kendini seviyor,

İsterken kendini istiyordu, içini yakan ateşi tutuşturan da kendiydi.

Kaç kere faydasız öpücükler sundu aldatan pınara.

Suların ortasında gördüğü boynuna kollarını dolamak arzusuyla

-Ellerini kaç kere daldırdı, boşa kavuştu kolları sularda.

Neyi gördüğünü bilmiyor, fakat yanıyordu onunla,

Gözlerini aldatan hayal onu coşturuyordu.

 

Ey sâf çocuk, neden bir kaçan hayal peşindesin?

Yok hiçbir yerde dilediğin; sen hele bir dön bak nasıl kaybolacak.

Gördüğün o, gölgesi suya vuran şeklin aksidir.

Onun olan hiçbir şeyi yok: seninle geldi, seninle kaldı,

Eğer ondan ayrılabilirsen seninle gidecektir.

 

Çekemiyordu onu ne ekmek ne uyku kaygusu ordan.

Bakıyordu aldatan hayale doymaz bir bakışla, uzanmış sık çayırlığa

Gözleriyle kendini yiyordu. Ayrıldı ordan bir ara,

Diz çökerek uzattı kollarını ormanlara:

«Var mıdır?» dedi «ey ormanlar daha yaman aşka tutulmuş bir başka seven?

Bilirsiniz, çünkü siz saklanacak uygun bir köşeydiniz âşıklara.

Var mıdır? Geçti madem bir sürü asırları hayatınızın,

Edebiyat boyunca böyle eriyip giden biri geliyor mu aklınıza?

Seviyorum, sevdiğimi de görüyorum; fakat erişemiyorum gördüğüme, sevdiğime.

Sevenin kapıldığı hayal ne kadar aldatıcı? Bizi ayıran,

Ne koca deniz, ne bir yol, ne kapıları kilitli surlar;

Bu kadar acı çekmem için aramızda sade bir avuç su var.

O da kucaklanmak itiyor, ne vakit dudaklarımı öpmek için uzatsam

O da ağzını bana yaklaştırmaya çalışıyor.

İnsana tutulur gibi gelir, o kadar küçük ki engel olan aşkımıza.

Kim olursan ol, buraya gel sade. Eşsiz çocuk bana niçin oyun ediyorsun?

Ben seni aradım mı nereye gidiyorsun? Kaçtığın yüzüm değil, ne de yaşım.

Çünkü benden nymphalar bile hoşlanırlar. Bilmediğim bir ümidi vadediyorsun

Dost yüzünle. Uzatınca kollarımı sen de bana uzatıyor; gülünce ben, gülüyorsun.

Gözyaşlarını görüyorum ağladıkça; kırpınca ben, gözlerini kırpıyorsun.

Anlıyorum güzel ağzının oynamasından, kulaklarıma erişmiyen sözler söylüyorsun.

Anlıyorum, o benim, aldatmıyor beni artık hayalim.

Tutuşturan da ben, yanan da. Kendime olan sevgimle yanıyorum.

Ne yapayım? İsteneyim mi? İstiyeyim mi? İstiyecek ne kaldı artık?

Beni yoksul ediyor varlığım; arzuladığım benimle.

Ayrılabilsem vücudumdan; garip bir dilek seven için ama,

Sevdiğim uzak olsa keşke. Kemirsin artık gücümü acı,

Ve geldi son günleri ömrümün, göçüyorum hayatımım baharında,

Ölüm gelmeyecek bana ağır dinecekse acılarım.

Sevdiğim daha ömürlü olsun dilerim.

Ve şimdi can verelim ikimiz bir solukta.

 

Dedi, kendinden geçmiş, aynı yere seyre döndü.

Dalgalandı sular yaşlarla, geri gelen hayal

Karardı gölün oynamasıyla. Görünce gittiğini uzaklara

Bağırdı: «Nereye gidiyorsun? Bırakma beni.» Taş yürekli, seveni

Yalnız koma. Madem bırakmıyorsun dokunmama, hiç olmazsa

Doya doya bakayım, yiyecek bulayım sürüp giderken sonu acı çılgınlığım

Dertlenerekten gömleğini baştan aşağı yırttı,

Çıplak göğsüne vurdu mermer yumruklarıyla.

Döğdüğü göğsü bezendi gül kırmızıyla,

Nasıl erguvan rengi alır renk taneleri olmamış bir salkımın,

Ve bir yanı beyazken bir yanı kızaran elmaların.

Görünce suya dönen onları dalgalarda,

Daha fazla duramadı; zayıf bir ateşle nasıl erirse sarı balmumu,

Ve ısınır da sabah yağan kırağı güneş ışığıyla nasıl yok olursa.

Aşkla incelen o da gizli bir ateşle için için eridi ve yok oldu gitti.

Kalmadı artık ne kırmızıya çalan beyaz teni, ne diriliği, ne kuvveti.

Ne göz alan onlar, ne de Ekho'nun vaktiyle sevdiği vücut.

Her nekadar küskün ve geçenleri hatırlıyorsa da acıdı gene ona;

Zavallı çocuk «Ah» diye bağırdıkça her defasında

Çınlayan sesiyle tekrar ediyordu «Ah».

Elleriyle o kollarını yumruklarken çıkan sesleri geri yolluyordu Ekho.

Şunlar oldu son sözleri gözlerini ayırmadan sulara bakan Narkissos'un:

«Ey boş yere sevdiğim çocuk»; yer tekrar iletti dediklerini.

«Elveda» deyince o, bağırdı Ekho: «Elveda».

Yorgun başını dayadı sık çayırlığa,

Ölüm kapadı efendilerinin güzelliğine hayran gözlerini.

Hâlâ bakıyordu kendine, yeraltına göçtükten sonra bile;

Bakıyordu Styks sularına- Döğündüler bacıları Naias'lar

Kesik saçlarını yanı başına koydular; döğündüler Dryas'lar

Ekho da katıldı onlara, Tam sedyeyi, odun yığınını, titriyen meş'aleleri

Hazırladılar, vücut yoktu hiçbir yerde, yerinde sarı göbeğini

Beyaz yaprakların kucakladığı bir çiçek buldular.

OVIDIUS NASO

Tercüme eden: Can YÜCEL

 

Yararlanılan Kaynaklar;

Cömert, B., (1999). Mitoloji ve İkonografi, Birinci Baskı, Ayraç Yayınevi, Ankara.

Erhat, A., (2001). Mitoloji Sözlüğü, Onuncu Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul.

D’Orazio, C., (2015). Caravaggio’nun Sırrı: Sanatın Gücü, İkinci Baskı, Dedalus Kitap, İstanbul.

Howard, A., (2017). İşte Caravaggio, Birinci Baskı, Hep Kitap, İstanbul.

Der: Bonnefoy, Y., (2000). Mitolojiler Sözlüğü, Cilt II, Birinci Baskı, Dost Kitabevi, Ankara.

Yörükan, T., (2000). Yunan Mitolojinde Aşk, Birinci Baskı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul.

Can Yücel, (1944). Tercüme Dergisi, Sayı:25, Cilt 5, Milli Eğitim Bakanlığı (Maarif Vekilliği Mf. V.), Ankara.