Vincent van Gogh’un yaşamı ve sanatı iç içe geçmiş bir bütündü. Resimleri yaşamının tuvale yansımalarıydı. Paris dönemine kadar yaptığı ilk resimlerindeki atmosfer karanlıktı. Paris’te geçirdiği iki yıl kendini en iyi hissettiği dönem oldu. Paletindeki renkler canlanmaya başlamıştı. Renk kullanımı ve fırça hakimiyeti özgün kimliğini yansıtmaya başlamıştı. Renk ve kalın boya kullanımının yoğunlaştığı Arles resimlerini neredeyse tamamen renge teslim etmişti. Fırça ile yetinmiyor; spatülle, parmaklarıyla veya boya tüpüyle yeni renk dizileri meydana getiriyordu. İleriki dönemlerinde ise gerçek devinimi keşfederek renkten çok ritme, harekete önem verdiği görülüyordu.
Galeriler
Paul Cézanne: Fırça Darbeleri
Fransız post-empresyonistlerinden Paul Cézanne çarpıcı konuları ele aldığı ilk dönem yapıtlarında güçlü ve genellikle koyu renkler kullanır. İzlenimcilerle tanışmasının ardından parlak renklere yönelir. Son kompozisyonlarında öne çıkan temel etken ise renk olur. Doğanın temel geometrik düzenini derinlemesine analiz ederek yüzeysellikleri resminden çıkarır. Geniş boya lekeleri kullanmaya başlar. Bu tabakalar daha büyük ve daha soyut bir hal alır. Geç dönem manzara ve figür çalışmalarında bu tercihleri gözlemlenebilir. Bu radikal yaklaşım kompozisyon bağlamında Kübistleri de etkiler.
Claude Monet: Fırça Darbeleri
Claude Monet'nin “Şemsiyeli Kadın, Madam Monet ve Oğlu”, “Boulevard des Capucines” ve “Paris'teki Rue Montorgueil. 30 Haziran 1878 Kutlaması” resimlerinden örnekler ile çalışmalarındaki detaylar, renk geçişleri ve fırça darbeleri;
Claude Monet: Fırça Darbeleri
Claude Monet ışığın ressamıydı. Işığın etkisiyle oluşan renk kütlelerini, yüzey biçimlerini, havayı dikkatlice gözlemleyen Monet edindiği izlenimi de tuvale tema olarak taşıyordu. Gökyüzü, kar ve bulutların sudaki yansımalarının ressamıydı. Yalnız beyaz rengi kullanarak resimler yapan ilk ressamdı. Aynı konuyu farklı hava şartlarındaki görünümleriyle betimlemişti. Bu çalışmaları yıllar içinde daha metodik olmuş ve nilüferlerle de en üst düzeyine ulaşmıştı.
Rembrandt van Rijn: Fırça Darbeleri
17. yüzyılın yağlı boya ve gravür sanatçısı Rembrandt, zengin renkler, farklı fırça darbeleri ve ışık-gölge tekniğiyle gerçekleştirdiği eserleriyle, sanat tarihinin en önemli isimleri arasında yer almaktadır. Işık ve gölge kullanımındaki ustalığıyla, birbirinden etkili yağlı boya, gravür ve desen çalışmaları gerçekleştirmiştir. Yaşadığı dönemde yapıtlarıyla Hollanda resim sanatını doruk noktasına ulaştırmıştır.
Paul Gauguin: Fırça Darbeleri
Bir hobi olarak resme başlayan Paul Gauguin bir üslup geliştirmişti. Son beş izlenimci sergiye de katılmıştı. Bu akım geçerliliğini kaybetmeye yüz tutunca dışavurumcu saf renkleri, ritmik ve çizgisel bir üslubu kullanmaya başlayarak Sembolizmin etkisine girmişti. Birçok ressam ile birlikte Breton'daki Pont-Aven bölgesinde koyu ve kalın çizgilerin parlak renkleri çevrelediği bir resim üslubu olan Kluazonizm üzerinde çalışmıştı. Kariyerinin ikinci yarısını geçirdiği Tahiti’de yerlilerin ruh hallerini anlama çabası içerisine girdi. Dış hatları basitleştirip yoğun renkli geniş alanlar kullandığı ilkel sanatla uyumlu portreler yaptı.
Johannes Vermeer: Fırça Darbeleri
Johannes Vermeer'in “Kırmızı Şapkalı Kız”, “Subay ve Gülümseyen Kız” ve “İnci Küpeli Kız” resimlerinden örnekler ile çalışmalarındaki detaylar, renk geçişleri ve fırça darbeleri;
Bitki Resimleri - Albrecht Dürer
Doğa, Albrecht Dürer’in (1471-1528) hep ilgisini çekmiş ve eserlerine konu olmuştur. Çalışmaları ve eskizleri, doğayı sabır ve sadakatla kopya etmeyi amaçladığının ipuçlarını vermektedir. Hayvan betimlerindeki başarısını bitkiler, otlar ve manzaralar da göstermiştir. Bitki betimleri şaşkınlık verecek derecede bilimsel bir keskinlikle oluşturulmuştur.
Çizimleri ve Resimleri - Vincent van Gogh
Hollandalı post-empresyonist ünlü ressam Vincent van Gogh (1853-1890), otuz yedi yıllık yaşamının sadece son on yılında resim yapmıştı. En ünlü resimleri arasından aynı temanın çizim ve yağlı boya örnekleri;
Edvard Munch: Fırça Darbeleri
Edvard Munch’un ilk dönem eserlerinde içe dönük ve karamsar bir atmosfer egemendi. Bu atmosfer son dönemlerinde güneşli ve ılımlı bir hal alsa da öfke ve keder tamamen yok olmadı. Ruhsal ve duygusal konuları tema olarak hep ön planda tutan Munch’un, farklı dönemlerindeki “Ağlayan Çıplak”, “Madonna” ve “Hasta Odasında Ölüm” adlı resimlerinden örnekler ile çalışmalarındaki detaylar, renk geçişleri ve fırça darbeleri;