Reklamlar

Van Gogh'tan Theo'ya Mektuplar

Vincent van Gogh, doğmadan önce ölen abisinin ismini almış, iç dünyasında psikolojik sıkıntılar yaşamış, yaptığı eserler yaşamı boyunca değer kazanmamış, ekonomik sıkıntılar içinde boğuşup durmuş ve bunca sıkıntılı durumda onu hayata bağlayan tek kişi kardeşi Theo olmuş. On yedi yıl boyunca kardeşi Theo' ya yazdığı mektuplar, Van Gogh'un yaşamından ve ürettiği tablolar hakkında kesitler sunmaktadır.

 

1) İngiltere, Ramsgate, 28 Nisan 1876.

 

Ramsgate, İngiltere, 28 Nisan 1876

 Sevgili Theo,

 

Doğum günün kutlu ve mutlu olsun, daha nice yıllara.. Karşılıklı sevgimizin gelecek yıllarla birlikte çoğalması dileğiyle.. Böylesine çok ortak yanımızın olması beni öyle sevindiriyor ki.. Yalnızca çocukluk anılarını paylaşmıyoruz biz.. Benim şimdiye dek çalıştığım işte çalışıyor olman, bildiğim tanıdığım bir sürü insanı ve yeri senin de tanıman ve doğayı, sanatı bunca sevmen... Bay Stokes tatilden sonra aşınmaya niyetli olduğunu söyledi bana. Okul da taşınacak tabii, Thames Nehri üstünde, Londra’dan üç saat kadar uzaklıkta bir köye.. Orada okulunu biraz daha değişik biçimde örgütleyecek, belki de büyütecek. Şimdi, dün yaptığımız bir yürüyüşü anlatacağım sana. Deniz kıyısında küçük bir koya gittik, giderken mısır tarlalarından geçtik...

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

   

 

2) Etten, Hollanda, 3 Kasım 1881.

 

 

Etten, Hollanda, tahminen 3 Kasım 1881 

(Fransızca metinde: 3 Eylül 1881)

 

Sevgili Theo,

 

Kalbimde sana söylemem gereken bir şey var; belki de önceden biliyorsundur, senin için yeni bir haber değildir bu. Bu yaz, yüreğimde Kee’ye karşı derin bir aşkın geliştiğini açıklamak istiyorum sana. Ancak, bunu kendisine açtığımda, geçmişle gelecek arasında bir ayrım yapamayacağını, duygularıma hiçbir zaman karşılık veremeyeceğini söyledi. Bunun üzerine, ne yapmam gerektiği konusunda içimde korkunç bir kararsızlık doğdu. Onun, “hayır, hiçbir zaman, asla” deyişine boyun mu eğeyim, yoksa olayı kesinlikle kapanmış olarak düşünmeyip umut beslemeye devam ederek vazgeçmeyeyim mi? İkinci şıkkı seçtim. Şu âna dek bu karardan pişman olmuş değilim. Hâlâ, “hayır, hiçbir zaman, asla” duvarıyla karşılaşıyorum, o başka. O günden bu güne birçok “Petites misères de la vie”** ile didiştim elbette... 

 

 **“Yaşamın küçük eziyetleri”.

 

 

 

 

 

   

    

 

3) Lahey, 31 Temmuz 1882.

 

Lahey, 31 Temmuz 1882

 

Sevgili Theo,

 

Geleceğin günü hevesle beklerken, sana erkenden hoşgeldin demek için birkaç satır yazıyorum. Bu arada mektubunu ve içindekini aldığımı ve sana yürekten teşekkür ettiğimi de bildirmek istedim. Gerçekten çok makbule geçti, çünkü şu sıra çok çalışıyorum ve karşılanması gereken bir sürü gereksinmem var. Anladığım kadarıyla, doğadaki kara renk konusunda elbette aynı görüşteyiz. Aslında kesin, mutlak siyah yok. Ama beyaz gibi siyah da hemen hemen her rengin içinde var ve sonsuz gri çeşitleri oluşturuyor hepsi de ton ve güç bakımından birbirinden değişik. Öyle ki, doğada bu ton ve koyultulardan başka bir şey görmüyor insan gerçekte. Yalnızca üç tane temel renk var: kırmızı, sarı, mavi; “karışımlar” ise turuncu, yeşil ve mor. Ama bunlara siyah, biraz da beyaz ekleyince sonsuz gri çeşitleri elde edilebiliyor: kızıl gri, sarımsı gri, mavimsi gri, yeşilimsi gri, turuncumsu gri, leylağımsı gri. Kaç tane yeşilimsi gri olduğunu, örneğin, söylemek olanaksız. Çeşitlilikler sonsuz çünkü. Oysa, tüm renkler kimyası bu birkaç basit kuraldan daha karmaşık değil. Ve bunu açık seçik kavramış olmak, yetmişten fazla boya tüpüne sahip olmaktan daha değerli çünkü bu üç temel renk ve siyah ve beyazla yetmişten fazla renk çeşidi ve ton elde edebilirsin. Renkten anlamak demek, doğada gördüğün bir rengi hemen irdelemesini bilmek, örnekse, “bu yeşilimsi gri, sarı, siyah ve maviden oluşmuştur” diyebilmek demektir. Bir başka deyişle, doğadaki grileri kendi paletinde...

  

  

               

 

4) Arles, 8 Eylül 1888.

 

Arles, 8 Eylül 1888

 

Sevgili Theo,

 

Çok güzel mektubun ve içindeki 300 frank için binlerce teşekkür. Birkaç haftalık sıkıntıdan sonra çok sevinçli bir hafta geçirdim. Sıkıntılar nasıl teker teker gelmiyorsa, sevinçler de öyle... Hep ev sahiplerime ödeme yapma güçlüğü altında eziliyorum ya, bu sefer de işi eğlenceli yanından ele alayım dedim ve söz konusu ev sahibine -ki aslında hiç de fena bir adam değil kendisine boşu boşuna ödediğim onca paranın acısını çıkarmak için o çürük barakasının resmini yapacağımı söyledim. Sonra da tam üç gece üst üste sabaha dek oturup resim yaptım ve gündüzleri uyudum. Bu olay ev sahibini de, daha önce resmini yapmış olduğum postacıyı da, gece müşterilerini de, beni de çok çok sevindirdi. Gecenin, gündüzden daha canlı, daha zengin renklerle dolu olduğunu sık sık düşünmüşümdür zaten. Yaptığım resim sayesinde ev sahibine ödediğim paraları geri almaya gelince, bunun üstünde durmuyorum bile, çünkü tablo (Gece Kahvesi) şimdiye dek yaptıklarımın en çirkinlerinden biri. Konu olarak değişik olmakla birlikte Patates Yiyenler ile eşdeğer bir resim...

 

 

 

 

 

 

   

     

 

5) Arles, Ekim ortası 1888.

 

Arles, Ekim ortası 1888

 

Sevgili Theo,

 

Çalışmalarımın ne yönde geliştiği konusunda hiç değilse bir fikir verebilmek için sana küçük bir eskiz gönderiyorum sonunda. Bugün oldukça iyiyim. Gözlerim hâlâ yorgun gerçi, ama aklıma yeni bir resim fikri geldi, eskizini çizmeden edemedim.. İşte bu. Otuz numara bir tuval olacak bu da. Bu kez yalnızca yatak odamı yapacağım ama burada her şeyi renkle vereceğim; her şeyi basitleştirerek daha görkemli hale getirmek ve genelde bir dinlenme ya da uyku izlenimi bırakmak istiyorum. Kısacası, bu tabloya bakanın beyni, ya da daha doğrusu, imgelemi dinlenmeli. Duvarlar soluk menekşe rengi. Yer kırmızı karolardan oluşuyor. Karyolanın ve sandalyelerin ahşap kısımları taze tereyağı sarısı, yatak çarşafı ve yastıklar limon yeşili. Yatak örtüsü kızıl. Pencere yeşil. Tuvalet masası turuncu, lavabo mavi. Kapılar leylak rengi. Ve hepsi bu kadar kepenkleri kapalı olan bu odada başka bir şey yok. Eşyaların geniş çizgileri gene dokunulmazlığı olan bir dinlenme havası ifade etmeli. Duvarlarda bir iki tablo, bir ayna, bir havlu ve birkaç giysi. Çerçeve, resimde hiç beyaz bulunmadığı için, beyaz olacak. Zorlamalarla içine itildiğim sevimsiz dinlenme döneminin öcünü alacağım böylece. Yarın bütün gün bunun üstünde çalışacağım gene... Nasıl basit bir kavramdan hareket ettiğimi anlıyorsun, değil mi? Asıl gölgelerle nesnelerden düşen gölgeleri tümüyle yok ediyorum. Japon estampları gibi, kalınlığı olmayan düz tonlarla renklendireceğim. Tarascon Arabası’y’la ve Gece Kahvesi'yle örneğin, karşıtlık oluşturacak...

   

   

 

6) Arles, Nisan başı 1889.

 

Arles, Nisan başı 1889

 

Sevgili Theo,

 

Sana ve nişanlına sonsuz mutluluk dilemek için yazıyorum bu birkaç satırı. Kutlanması gereken olaylarda genellikle iyi dileklerimi dile getirmekte çektiğim güçlük bir çeşit sinir hastalığı gibi bende. Ama sana, başkalarından daha az mutluluk dilediğim anlamına gelmez bu, sen de iyi bilirsin. Son mektubun için, ayrıca Tas set’den gönderdiğin boyalar ve içinde Forain’in desenleri bulunan Le Fifre’in eski sayıları için sana teşekkür edemedim daha... Özellikle sonuncular, kendi desenlerimin onların yanında ne kadar duygusal kaldığını gösterdi bana. Cevap yazmak için birkaç gün bekledim, çünkü Amsterdam’a ne gün hareket edeceğini bilmiyordum. Ayrıca, düğün Breda’da mı olacak yoksa Amsterdam’da mı, onu da bilmiyorum. Ama eğer, tahmin ettiğim gibi, Amsterdam’da olacaksa, pazar gününe kadar bu mektubu orada bulursun sanıyorum. Dostumuz Roulin daha dün beni görmeye geldi. Sana selamlarını ve tebriklerini iletmemi söyledi. Ziyareti beni çok sevindirdi. Sık sık bizim çok ağır olarak niteleyebileceğimiz yükler taşıması gerekiyorsa da, güçlü bir köylü bünyesi olduğundan, bu yorgunluk onun her zaman sağlıklı ve neşeli görünmesini engellemiyor. Bense, ondan her an yeni yeni şeyler öğreniyorum...

 

  

 

  

     

 

Yararlanılan Kaynaklar:

Çev: Kür, P., (2006). Theo'ya Mektuplar, Dördüncü Baskı, Yapı Kredi Yayınları,İstanbul.

web: vangoghletters.org/vg/by_period.html