Picture for Paul Gauguin

Paul Gauguin

Eugène Henri Paul Gauguin, 7 Haziran 1848’de Paris’te doğdu. Babası Clovis Gauguin, siyasi muhabir; annesi Aline Marie Chazal ise ünlü yazar Flora Tristan’ın kızıydı. Gauguin bir yaşındayken ailesi Fransa’dan ayrılarak Peru'ya gitmek üzere yola çıktı. Babası Clovis Gauguin bu yolculukta hayatını kaybetti. Annesi Aline ve kız kardeşi Marie ile birlikte Lima’daki yakınlarının yanında kaldılar. Peru’nun başkentinde geçirdiği beş yıl Gauguin için unutulmaz çocukluk anıları biriktirmesine vesile oldu.

 

1855’te annesi ile birlikte Fransa’ya dönerek Orleans’da okula başladı. Gauguin çocukluğundan beri egzotik her şeye yoğun ilgi duymuştu. Değişik ülkeleri tanımak amacıyla 16 yaşında ticari deniz filosuna katılmış ve Rio de Janeiro'ya giden Luzitano adlı gemiye stajyer olarak girmişti. 1868’de donanmada da görev yapmış ve böylece dünya denizlerinde tam altı yıl dolaşmıştı. 1871’de Paris'e dönerek borsacılığa başladı. Gauguin işadamı olarak çabuk başarı kazandı. Aynı dönemde Mette Sophie Gad adlı Danimarkalı genç bir kadın ile tanıştı. 1873 yılında Paris’te evlendiler ve bir yıl sonra beş çocuklarından ilki doğdu.

 

Gauguin izlenimci resimler satın alıp koleksiyon yapıyordu. Boş zamanlarını değerlendirmek için resim yapmaya da başladı. Gauguin'in sanata, özellikle izlenimci resme başlamasında belirleyici rol oynayan kişi, hem resim kuramı hem de resim tekniği üstüne ona tavsiyelerde bulunan Camille Pissarro oldu. Pissarro, Gauguin’in hem arkadaşı hem de sanatsal akıl hocası olmuştu. 1879’da Pissarro’nun daveti üzerine izlenimcilerin dördüncü sergisinde resimlerini sergiledi. Bu tarihten itibaren izlenimci sergilere katkıda bulundu, organizasyon çalışmalarına etkin bir biçimde girişerek yeni sanatçıları, yapıtlarını grupla birlikte sergilemeye davet etti. Gauguin ayrıca borsadaki işini de sürdürüyordu. Ama sanat Gauguin'in yaşamındaki bütün diğer ilgi alanlarını yavaş yavaş ikinci plana itiyordu. 1880’de yaptığı “Çıplak Çalışması, Suzanne Dikiş Dikiyor” ilk olarak 1881'deki altıncı izlenimciler sergisinde olumlu karşılanmış ve Gauguin’in işini bırakıp ressamlık üzerine yoğunlaşması için onu cesaretlendirmişti. Gauguin izlenimcilerden etkilenmiş ve onlarla birlikte resimlerini sergilemiş olsa da yeni bir tarz arayışına girmişti.

 

1883'te bir mali kriz nedeniyle borsada yaşanan bunalım Gauguin’in borsacı-sanatçı olarak sürdürdüğü çifte yaşamın birdenbire sona ermesine neden oldu. Böylelikle resim yapmaya yoğunlaştı. Parasal sıkıntıları nedeniyle eşi Mette’nin memleketi Kopenhag'a gitmeye karar verdi. Burada yeni bir iş kurmaya çalıştıysa da başarılı olamadı. 1885’de eşini ve dört çocuğunu Danimarka’da bırakarak altı yaşındaki oğlu Clovis’le birlikte Paris'e döndü. Paris'teki yılları yaşamındaki en zor dönemi olmuştu. Oğluna bakabilmek ve geçimini sağlayabilmek için sokaklara afiş yapıştırarak yaşamaya çalışıyordu. Kentte aradığını bulamayınca, çareyi taşraya çekilmekte buldu. Oğlunu Danimarka’ya annesinin yanına gönderip 1886 yazında, Bretanya’nın Atlantik kıyılarındaki küçük bir kasabası olan Pont-Aven’a taşındı. Burada ressam Emile Bernard’la arkadaşlık kurdu. Kendini bütünüyle resme adamıştı. Buranın manzarasını ve yerlilerini, resimleri için daha sonra tekrar tekrar döneceği zengin bir tasvir kaynağı olarak görmüştü.

 

Pont-Aven’de yaklaşık altı ay geçirdikten sonra şansını tropik ülkelerde denemek istedi. Tropik ülkelere olan tutkusu bir yandan uygarlıktan kaçış, diğer yandan da Güney Amerika'da geçirdiği çocukluğunun mutlu günlerini yeniden yakalama çabasıydı. İlk girişimini 1887’de Pont-Aven ressamlarından arkadaşı Charles Laval ile birlikte Panama'ya giderek gerçekleştirdi. Burada kısa bir süre kaldıktan sonra iki arkadaş Martinik Adası’na geçtiler. Burada resimlerini canlandıran tropikal ışığı ve rengi keşfederek adanın egzotik bitki örtüsü ve manzaralarını konu alan birkaç resim yaptı. Bu resimler, düz ve daha sıcak renklere yaklaşmasını sağlamıştı.

 

Sağlık durumunun bozulması onu Fransa’ya dönmeye zorladı. Paris’te birkaç ay kaldıktan sonra 1888’de tekrar Bretanya’ya, Pont-Aven’e gitti. Bu sefer ilkelci yöntemlerle arayışları yeni bir biçem doğurdu: Kluazonizm (Cloisonnism). Kalın çizgilerle bölmelere ayrılan ve bu bölmelerin aralarının saf renklerle boyandığı bu tekniği, arkadaşı Emile Bernard ile iyice geliştirdiler. Ayrıca, Gauguin izlenimci dünya görüşü yerine artık kendi iç görüşlerini tasvir etmeye çalışıyordu. Resimlerinde anlamları hemen fark edilemeyen imgesel ve sembolik temalar kullanmaya başlamıştı.

 

1888’de Vincent van Gogh Fransa’nın güneyinde Arles’a taşınmıştı. Gauguin’i yanına davet ediyor ve birlikte birkaç ay çalışmayı tasarlıyordu. Bu iki sanatçı, ressamlar topluluğu oluşturma düşleriyle ortak bir noktada birleşiyorlardı. Paris’deki bir galeriyi yöneten Van Gogh’un kardeşi Theo’nun yardımıyla Gauguin Ekim ayında Arles’a gitti. Van Gogh’la birlikte geçirdikleri süre içinde zaman zaman aynı konulara yöneldiler, bu noktada görsel deneyimlerini yorumlayışlarındaki farklılık daha da belirgin hale geldi. Ortak çalışmaya başlamalarıyla aralarının açılması uzun sürmedi. Aralık’ta Gauguin’in Arles’teki ikinci ayında durum iyice kötüleşti. Van Gogh’un bunalım geçirerek sol kulağını kesmesi sonucu Gauguin Paris'e döndü. Burada simgecilerin buluşma noktalarından Cafe Voltaire uğrak yeri oldu. Sembolist sanat çevrelerine kabul edildi ve bu hareketin içinde onların tartışmalarına katıldı. Gauguin yine tropikal bölgede yaşamak ve çalışmak için Fransa’yı terk etmeye karar vermişti. Çıkacağı uzun yolculuk için resimlerini paraya dönüştürebileceği bir açık artırma düzenledi. Sembolist dostları tarafından Cafe Voltaire’de görkemli bir uğurlama düzenlendi. Kopenhag'daki ailesini kısa bir ziyaretten sonra 1891 Nisan’ında Tahiti’ye doğru yola çıktı.

 

Gauguin, önce Tahiti’nin başkenti Papeete’ye yerleşti. Geleneksel Tahiti yaşam biçimini, geleneklerini, kültürünü temsil eden temalar bulamayınca Tahiti'nin güney kıyısına Mataeia’ya taşındı. Burada bir kulübede yaşamaya başladı. Yaptığı ilk resimlerde, bu adanın yalnızca çevresel özelliklerini yakalamaya çalışmıştı. İlk Tahiti manzaralarını da burada yaptı. Tahiti'de yaptığı ilk portrelerden biri “Çiçekli Kadın” oldu. Avrupa tarzı bir elbise giymiş Tahitili bir kadın tasvir edilmekteydi. Bu resimde olduğu gibi buradaki kompozisyonları; oturan, ayakta duran ya da yatan bir iki figür üstüne kuruluydu ve bu figürler arasında anlatısal bağ yoktu. Gauguin sanatsal anlamda aradığını Tahiti’de bulmuştu. Ama mutlu günleri uzun sürmeyecekti. Tahiti'deki üç yılı verimli olmasına rağmen hastalık ve para sıkıntısı Gauguin'i 1893’de tekrar Fransa'ya dönmek zorunda bıraktı.

 

Tahiti’ye yaptığı ilk yolculuğu ve tecrübelerini “Noa Noa” adlı kitabında anlattı. Amcası Isidore’dan kalan miras, durumunu düzeltmesine yardımcı oldu. Bu parayı yeni bir atölye kurmak için kullandı. Gauguin bu sıralarda Paris’te Cavalı Annah ile tanıştı. Bir süre birlikte yaşadılar ve “Cavalı Annah” adlı tablosu bu dönemde ortaya çıktı. Gauguin’in Annah ile birlikte, yeni esin kaynağı bulma umuduyla tekrar gittiği Bretanya’daki yolculuğu trajediyle sona erdi. Ayak bileği ömrünün sonuna kadar tam iyileşemeyecek şekilde kırılmıştı. 1895’te yeniden Tahiti'ye gitmeye karar vererek yola çıktı.

 

Bu kez Papeete yakınındaki Punaauia adlı küçük bir kasabaya yerleşti. Ressam, yeniden döndüğü bu tropik ülkedeki yaşantısına mutlu ve umutlu başlamıştı. Ama kısa bir süre sonra, tekrar darlığa düştü. 1896’da derin bir depresyon geçirirken ikinci Tahiti dönemi olarak anılacak göz alıcı resimler yaptı. Bu döneme ait resimlerinde hülyalara dalmış Tahitili kadınları durağan halleriyle tek başına, çift ya da grup halinde, kulübelerinin önünde ya da içinde tasvir etmişti. Artık tablolarının boyutları da sık sık anıtsal büyüklüklere ulaşıyordu. Resimlerinde, ilkel dünyayla uygar dünya arasındaki karşıtlıkları irdelemeye, ayrılıkları ortaya koymaya başladı. “Çalışmıyorlar” resmiyle Avrupa’daki çalışma anlayışıyla, Tahitililerin her şeyi olduğu gibi benimseme yaklaşımını karşılaştırıyordu. Bu arada sağlık durumu kötüye gitmiş, parasal sorunları da başlamıştı. 1897’de on altı yaşındaki kızı Aline’nin ölümüyle büyük bir üzünç içinde dayanılmaz fiziksel acılar çekmişti.

 

Bütün bu olumsuzluklara rağmen insanlık durumunun bir görsel yorumunu çok büyük boyutlarda bir tuvale aktardı. Gauguin vasiyeti niteliğinde gördüğü “Nereden Geliyoruz? Biz Neyiz? Nereye Gidiyoruz?” adlı resmini tamamladı. Resmini bitirdikten sonra aşırı dozda arsenik içerek intihar girişiminde bulundu. Hastaneye kaldırıldı ve iyileşti. Tahiti’deki yaşantısı da gitgide düzeliyordu. Artık yeni dostlar ediniyor, saygı görüyor, üstelik resimleri de beğeniliyor ve önemseniyordu. “Tahitili İki Kadın Mango Çiçekleriyle” çalışmasında olduğu gibi, yaşantısı yaptığı resimlere yansımıştı.

 

Gauguin, 1901'de son ikameti olacak Markizler’deki en büyük adalardan Hiva Oa’da Atuona’ya taşındı. İki yılını geçirdiği bu adada ayçiçekli natürmortlar ve bazı manzara resimleri yaptı. 1903’te kilise ve yönetimle yaşadığı bir problem sebebiyle para ve üç ay hapis cezasına çarptırıldı. 8 Mayıs’ta, Atuona’daki evinde hastalanarak hayatını kaybetti. Atuona yakınlarındaki küçük bir mezarlığa gömüldü.

 

Yararlanılan Kaynaklar;

Walther, I.F., (2005). Gauguin, Birinci Basım, Taschen/Remzi Kitabevi, İstanbul.

Spence, D., (2011). Büyük Ressamlar Gauguin, Birinci Basım, Koleksiyon Yayıncılık, İstanbul.

Eroğlu, Ö., (2014). Üç Postempresyonist Ruh Cézanne-Van Gogh-Gauguin, Birinci Baskı, Tekhne Yayınlar, İstanbul.

Altuna, S., (2013). Ünlü Ressamlar Hayatları ve Eserleri, Birinci Baskı, Hayalperest Yayınevi, İstanbul.

Cassou, J., (2006). Sembolizm Sanat Ansiklopedisi, Dördüncü Basım, Remzi Kitabevi, İstanbul.

Turani, A., (2010). Dünya Sanat Tarihi, On Dördüncü Baskı, Remzi Kitabevi, İstanbul.

Şenyapılı, Ö., (2003). Ressamlar ve Kadınları, Odtü Geliştirme Vakfı Yayıncılık ve İletişim A.Ş. Yayınları, Ankara.

Gauguin, P., (2002). Noa Noa, Birinci Baskı, İthaki Yayınları, İstanbul.

Çev:Göktepe, E., (2012). Gauguin, Birinci Baskı, Yapı Kredi Yayınları, İstanbul.

Güvemli, S., (2005). Sanat Tarihi, Dördüncü Baskı, Varlık Yayınları, İstanbul.

Gauguin, P., (2001). Mahrem Günlük, Birinci Baskı, İthaki Yayınları, İstanbul.

1848  7 Haziran'da Paris'te doğdu. 

 

1849  Gauguin ve ailesi Peru’ya taşındı. Babası yolculuk sırasında öldü. 

 

1855  Aile Fransa'ya döndü.

 

1859  Orléans’da Petit Seminaire yatılı okuluna başladı; 1865’e dek burada okudu.

 

1865  Le Havre’la Rio de Janeiro arasında çalışan Luzitano ticaret gemilerine girdi.

 

1866  Chili gemisinde zabit olarak 13 ay süren bir dünya turuna çıktı.

 

1867  Deniz seferindeyken annesi Aline hayatını kaybetti.

 

1868  Donanmaya katıldı.

 

1871  Paris’te Borsa simsarı olarak işe başladı ve hobi olarak resim yaptı.

 

1873  Danimarkalı Mette Sophie Gad’la 22 Kasımda evlendi.

 

1874  İlk çocukları Émile dünyaya geldi. "Paris’te Léna ve Grenelle Köprüleri Arasında Seine Irmağı" resimlerini yaptı.

 

1876  Kızı Aline doğdu. Resmi Salon Sergisi'nde ilk kez bir resmi sergilendi.

 

1877  Empresyonist sergisinde resimlerini sergiledi.

 

1879  Oğlu Clovis doğdu. Borsacılıktan kazandıklarıyla rahat bir aile yaşantısı sürdürebiliyordu. Resim koleksiyonunu genişletti. Yapıtları Dördüncü İzlenimciler Sergisi’nde yer aldı.

 

1881  Pissarro ve Cézanne’la birlikte resimler yaptı. Altıncı izlenimciler sergisinde “Suzanne Dikiş Dikiyor” resmi sergilendi ve beğeniyle karşılandı. Oğlu Jean René doğdu.

 

1883  Borsa işini bıraktı ve resim yapmaya yoğunlaştı. Beşinci çocuğu Pola doğdu.

 

1884  Mette’nin Kopenhag’daki ailesiyle birlikte oturmaya başladı. Yeni bir iş kurmaya çalıştıysa da başarılı olamadı.

 

1885  Karısı ve dört çocuğunu Danimarka'nın başkentinde bırakarak altı yaşındaki oğlu Clovis'le Paris'e döndü.

 

1886  Resim yapmak için Bretanya’daki Pont-Aven’e gitti. Orada Bernard’la arkadaşlık kurdu.

 

1887  Ressam arkadaşı Laval’le Panama’ya, daha sonra Martinik’e gitti. İkisi de hasta düştüler. Paris’e döndüler.

 

1888  Şubat’tan Ekim’e kadar Pont -Aven’da kaldı. İzlenimcilikten koptu. “Ayinden Sonra Görünenler” resmini tamamladı. Ekim'den aralık ayına kadar Arles'da Van Gogh'la birlikte kaldı. Araları bozulunca Paris’e döndü.

 

1889  Dönüşümlü olarak Paris, Pont-Aven ve Le Pouldu’de (Bretanya) yaşadı. "Meyer de Haan’ın Portresi", "Sarı İsa", "Güzel Angele" ve "Schuffenecker Ailesi" adlı resimlerini yaptı.

 

1890  Fransa’dan ayrılmayı kafasına koymuştu. Resimlerini, çıkacağı uzun yolculuk için paraya dönüştürebileceği bir açık artırma düzenledi.

 

1891  Ailesine veda etmek için Kopenhag’a gitti ve 4 Nisan’da Tahiti’ye doğru yola çıktı. Öz yaşam öyküsü Noa Noa'yı yazmaya başladı.

 

1893  Paris’e döndü. Amcası Isidore’dan kalan miras, durumunu düzeltmesine yardımcı oldu. Vercingétorix Sokağı’nda atölye kiraladı.

 

1894  Anna’yla Bretanya’da kaldı. Denizcilerle girdiği kavgada ayak bileği kırıldı.

 

1895  Fransa’dan kesin olarak ayrılıp ikinci kez Tahiti’ye doğru yola çıktı.

 

1897  Kızı Aline’in öldüğünü haber aldı. “Nereden Geliyoruz? Biz Neyiz? Nereye Gidiyoruz?” adlı tabloyu yaptı.

 

1898  Kendini öldürmeye kalkıştı.

 

1900 Parisli galerici Vollard, Gauguin’le bir anlaşma yaptı, resimlerini satın aldı. Oğlu Clovis öldü.

 

1902  Racontars de Rapin adlı kitabını yazdı. "Yelpazeli Genç Kız" tablosunu yaptı, kumsaldaki atlıların yer aldığı manzaralar resmetti.

 

1901  Markiz Adaları’ndan Hiva Oa’da Atuona’ya taşındı. 1903, 8 Mayıs’ta, Atuana’daki evinde 54 yaşında öldü.

Nereden Geliyoruz? Biz Neyiz? Nereye Gidiyoruz? - Paul Gauguin

Paul Gauguin, Fransa’dan ayrılıp yapay ve geleneksel olandan kaçış yeri Pasifik’teki Polinezya adalarından Tahiti’ye ilk kez 1891’de gitmişti. İkinci kez 1895’te gittiği Tahiti’den geri dönmemeye de kararlıydı. Yeniden döndüğü bu tropik ülkedeki yaşantısına mutlu ve umutlu başlamıştı.