Reklamlar

Öpücük

Öpücük, 1907-1908, Tuval üzerine yağlıboya, 180 x 180 cm, Österreichische Galerie Belvedere, Vienna, Avusturya.

 

Gustav Klimt’in 1907-08 tarihli en popüler resimlerinden olan Öpücük, aynı zamanda sanatçının en başarılı çalışması olarak da nitelendirilir. Bu tablo, resimlerinde altın varağı yoğun olarak kullandığı, Klimt'in ‘altın dönemi’ olarak adlandırılan döneminin doruk noktasını temsil eder. Klimt, resimde bir adamın bir kadını sarılarak öptüğü anı betimlemişti. Bu resimle önceki çalışmalarında da görülen “insanların birbirine sarılması” temasının bir örneğini daha yapmıştı. 1902‘de Viyana’daki Beethoven sergisi için yaptığı Beethoven Frizi adlı resminin Neşeye Övgü başlıklı kısmındaki eseri buna bir örnekti. Burada tüm dünyayı saran kucaklaşmayı simgeleyen çıplak halde birbirine sarılmış bir çift çizmişti. 1904'te Brüksel'deki Stoclet Villası’nın yemek odasını süsleyen bir dizi duvar resmi yapan Klimt buraya da “kavuşma”yı simgeleyen kucaklaşan bir çift resmi tasarlamıştı. Aynı motif kısa süre sonra, geliştirilmiş biçimde iki cins arasındaki uzlaşma ve birliğin daha da belirgin bir göstergesi olarak bu tabloda ortaya çıkmıştı.

 

Klimt'in birbirine sarılan insanları betimlediği eserlerinde, erkeğin yüzü gösterilmezken tüm vurgu kadına yapılıyordu. Kadınlar, Klimt’in gözde konusuydu. Erkeklerin yüzleri ise genelde örtülü ya da gizli idi. Bu tabloda da bir adam, bir kadının üstüne eğilmiş, dudaklarını onun yanağına bastırmış ve yüzü izleyiciden uzağa döndürülmüştü. Başı doğal olmayan bir dik açıyla eğilmiş olan kadın, onun kollarında kendinden geçmiş gibi betimlenmişti.

 

Resim yüzeyini, Bizans mozaiklerini anımsatan biçimde işleyerek vurgulayan Klimt, tasarımda hem geometrik şekiller hem de çiçek desenli soyut dekoratif şekiller kullanmıştı. Resimde yer alan çiftin sadece baş ve elleriyle kadının ayaklarının dışarıda bırakıldığı görülüyordu. Çiçekle örtülü bir zemin üzerinde dengeli biçimde diz çökmüşlerdi. Arka plan oldukça sade ve boştu. Belirgin bir dekorun bulunmaması, resmin herhangi bir zaman ve mekândan gelmiş olabileceği izlenimini doğuruyordu. Böylece aşk’a, yalnızca gerçek dünyanın ötesinde olanaklıymış gibi, kozmik bir boyut kazandırılmıştı. Erkeğin başında sarmaşık bir taç, kadının saçlarında çiçekler yer alıyordu. Çiftin üzerinde altın rengi giysiler vardı ve giysilerindeki zıt desenler dikkat çekiyordu. Erkeğin giysisi köşeli biçimler ve siyah-beyaz dikdörtgenler ile bezenmiş, kadının giysisi parlak renkli yuvarlak öğelerle sarılarak zıtlık oluşturulmuştu. Klimt'in biçimsel seçimleri erkekle kadın arasındaki ayrılıkları çağrıştırıyordu. Farklı desenler figürlerin bedenlerini tanımlasa da, bu desenler üst üste geçip karışarak onların beraberliklerini sembolize ediyordu. Aynı zamanda kadının ayakları üzerinden dökülen sarı şeritler ve tablonun sağ alt kısmını kaplayan çiçek öbeği, kadının giysisiyle ilişkilendiriliyor ancak bunların stilize saç bukleleri olması ihtimali üzerinde duruluyordu.

 

Klimt'in iki cins arasındaki birlikteliğini betimlediği bu tabloda, kadın ile erkek arasındaki gerilimleri, ustalık ve kurnazca betimlediğini ileri sürenler de olmuştu. Çiftin giysilerindeki süslemeler; karşıt öğelerin birbirini tamamlaması veya uzlaşmaz bir çelişki yaratması gibi iki tezat görüşe neden olmuştu. Kadının direnmemesi ama elleri gergin ve ayak parmaklarıyla kayayı sıkıca kavraması da zevkten veya öfkeden kaynaklı yorumlarla yine zıt iki görüşü ortaya çıkarmıştı. Çiftin kucaklaşmasına karşın sanki aralarında bir ilişki yokmuş gibi birbirlerinden mesafeli duruşu başka bir tezatlığı daha gösteriyordu.

 

Belirsizliklerle dolu olan resimde ilk bakışta erkeğin fiziksel üstünlük kurduğu görülüyordu. Ancak, kadın diz çökmüş ve erkek ayaktayken boyların eşitliği kadının erkekten daha uzun olduğu biçiminde de yorumlanıyordu.

 

Önceki yapıtlarındaki buyurgan kadının burada boyun eğen kadın olması Klimt’in resminde bir yenilikti. Bu kez egemen olan erkekti ve öpme eyleminin inisiyatifi ondaydı. Tablonun modellerinin Klimt’in kendisi ve 1891’den ölümüne dek ona yoldaşlık eden Emilie Flöge olduğu düşünülüyordu.

 

Klimt “Öpücük”te pırıltılı arka planı oluşturmak için altın tozuyla yapılan bir kaplama tekniği kullanmıştı. Figürlerin kıyafetlerine parlak altın varak uygulamış ve altın üzerine dekoratif helezonlar ve kıvrımlar yapmıştı. Altınla tanışıklığı babasının kuyumcusunda başlayan Klimt’in zengin altın kullanılan mozaiklere de ilgisi vardı. Ondört yaşında Viyana’daki Uygulamalı Sanatlar Okulu’nda öğrendiği bu tekniği, 1903'te İtalya’nın Ravenna şehrine yaptığı bir seyahatte Bizans mozaiklerinde görmesi ile daha da ilerletmişti.

 

“Öpücük” Klimt’in sanatına bakıştaki ikirciklere ve tartışmalara neden olan soru işaretlerini ortadan kaldırmış ve büyük başarı kazanmıştı. 1908'de "Sanat Gösterisi" (Kunstschau) sergisinde gösterilen “Öpücük”, serginin genel olarak olumsuz eleştiriler almasına karşın bir başyapıt olarak değerlendirilmiştir…

 

Yararlanılan Kaynaklar;

Lunday, E., (2013). Büyük Sanatçıların Gizli Hayatları, Beşinci Baskı, Domingo Yayınevi, İstanbul.

Çev:Kundakçı, D., (2004). ArtbookKlimt Altın Renkli Bir Arka Plan ve Sezession, Birinci Baskı, Dost Kitabevi, Ankara.

Neret, G., (2006). Klimt, Birinci Basım, Taschen/Remzi Kitabevi, İstanbul.

Dickins, R., (2013). Ünlü Resimler, İkinci Baskı, Sıfıraltı Yayıncılık, Ankara.

Farthing, S., (2014). Sanatın Tüm Öyküsü, İkinci Baskı, Hayalperest Yayınevi, İstanbul.

-----------. Klimt, Birinci Baskı, Boyut Yayın Grubu, İstanbul.